Memleket Gazetesi/......
Konya’da yaşayan bizlerin, burnunun dibinde şuracıkta sessizce duran, buram buram tarih kokan, adına ciltler dolusu kitap yazılacak, bugün ise hala sırrı çözülememiş Türk-Rum, Müslüman-Ortodoks Hıristiyan ilişkilerini sizlere aktarmaya çalışacağım.
Sille, şehir merkezine 8 kilometre uzaklıkta belediye otobüsü ile dolmuşla, bisikletle motorla gidilebilecek kadar yakın bir semtimiz…
Ne acıdır ki Sille ile ilgili olarak bilmediğimiz, okuyup öğrenmekten kaçtığımız bu toprakların üzerini temizleyip gün ışığına çıkarmak için gayret göstermezken, piknik yapmak için barajını, iştahla yemek için üzümünü, paça tiridini, pekmezini, kurma balığını (gavinna) çok iyi biliriz.
Sille ile ilgili bugüne kadar hiç duymadığım hikayelerini, bilip de kaleme almadığım camiini kilisesini Rüştiye Mektebi’ni, çeşmesini bugün Sille’de yaşayan insanların dedelerinin dedelerinden kulaktan kulağa aktardıkları hikayeleri yaşayan Silleliler’in ağızlarından aktarmaya çalışacağım.
Bu arada anne tarafından Silleli oluşumu, sonra annemin atalarının da binlerce Silleli gibi Konya’ya göçüp Güllükbaşı Mahallesi’nde Dr. Abdullah Salim Sokağı’ndaki Rum bayan terzisi Annik’in iki katlı evini alarak buraya yerleşmelerini hep birer masal gibi dinlemiştim.
Ama tesadüf bir davet bizi çok çok eskilere siyah-beyazlı fotoğraf karelerine kadar götürüverdi.
…….
İsterseniz bugün Sille’ ye girerken yolumuzun solundaki kabristanın sarıklı fesli aynalı mezar taşlarının hala dik durabilmek için verdiği mücadeleye rağmen garip sessizliğine, sağ yanımızdaki evlerin ise yine o garip duruşuna rağmen gözlerimizi kapatıp 7000 bin yıllık altın bir geçmişi bulunan bu suya hasret toprakların hikayesine gidelim.
Evet suya hasret topraklar… Oysa bugün yaşayanlar, Sille’den delicesine akıp gelen önüne set vurulamayan suların Zindankale’nin İhsaniye’nin bulunduğu bölgeleri sular altında bıraktığını bize anlatıyordu. İşte o zamanlar akarsular içinde ışıldayan Sille ne acıdır ki bugün suya hasret.
……….
TÜRK İLİ SİLLE
Tarih kitaplarının birinde Sille kelimesinin 'Siella' dan geldiği yazılıyor ve Siella’daki 'Si', 'Su' kelimesinin öztürkçesi olduğu; 'Ella' nın da Allah kelimesinden geldiği ve Türkçe köke bağlı olduğu söyleniyor. Sille’de yaşayan Hıristiyan halkın bile aslen Türk oldukları, Sille’nin de Etiler’den bu yana altı bin yıl Türk ili olduğu kabul ediliyor. Bunu doğrulayan görüşlerde Sille halkı içerisinde aslı Bulgar olan sülalelerin olduğu Bulgarlar’ın şecere olarak Volga Türkleri’ne dayandığı iddia ediliyor. Orta Asya kökenli bu Türkler, Hazar Gölü’nün kuzeyinden çıkarak önce Orta Avrupa'ya, daha sonra da sırası ile Balkanlar’a göç etmişler ve zamanla yöre halkı içerisinde kimliklerini kaybetmişler. Özü Türk olan ve zamanla Bulgarlaşmış bir kısım aileler ise yine Bizanslılar tarafından Sille'ye getirilip yerleştirilmişler.
RADİKAL YAHUDİLERDEN KAÇAN HIRİSTİYANLARI BAĞRINA BASAN MAĞARALAR
İşte yine Ortodoks Hıristiyanlar’ın Sille’ye gelişiyle ilgili ilginç bir hikaye… On iki Havari'den ikisi Aziz Barnabas ve Aziz Pavlus, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesinden sonra, radikal Yahudilerin yoğun ve şiddetli baskısından kurtulmak için kendilerine inanan ilk Hıristiyanları da yanlarına alıp, İkonia'ya (Konya) gelirler. Fakat burada da şiddetli ve yoğun baskı devam edince şehrin kuzeybatısında bulunan Takkeli Tepesi'nde yer alan mağaralara yerleşirler. Sille dağlarına oyulan bu ilk ibadethaneler, İsa'nın ilk müritlerine ev sahipliği yapar.
KONSTANTİ’NİN ANNESİ HELENA’NIN EMRİ İLE YAPILAN KİLİSE
İşte yine nerede ise adı Sille ile birlikte anılan ve pek çoğumuzun bildiği kilisenin çok bilinen hikayesi…
İsa'nın doğumundan 327 sene sonra Bizans İmparatoru Konstantin'in annesi Helena, Hac görevini yerine getirmek için Kudüs'e giderken Konya'ya uğrar. Sille’de de buradaki ilk Hıristiyanlara ait oyma mabetleri görür. Bunun üzerine yetkili ve etkili isimlere Hıristiyanların Sille'de bir mabet yaptırmaları talimatını verir. Böylece Mihail Arhankolos adına bu kilisenin yapımına başlanır ve yine kitapların yazdığına göre de temel atma töreninde de bizzat bulunur.
HIRISTİYAN KEŞİŞLER DAĞLARI OYARAK KAYA MANASTIRLAR YAPMIŞLAR
Yine bu bölgede Hıristiyan keşişler tarafından dağların oyularak yapıldığı ve dünyanın ilk manastırları olduğu yazılıyor. Mesela Ak Manastır diğer adi ile HAGIOS Khariton (St. Chariton) Ak Manastır, geniş ve mağara gibi kayadan oluşmuş olup, mağaraya adanmış bir kilisesi. Yine bu manastırda bulunan Mikael Hommenos ve Mikaeles oğlu Abraham'a ait mezar taşları bugün Konya Arkeoloji Müzesinde teşhir edilmekte.
BAKAN GÜNER’İN FRANSA’DAN GETİRDİĞİ SİLLE KİTABI
Kitaplardan yazılanların yanı sıra bugün yaşayan üstüne üstelik Sille’de yaşayan yokluk ve yoksulluğa rağmen tarihine ısrar ve inatla tutunan yaşayan Siller’in anlattığı yaşanmış bir olay da Sille tarihi hakkında bizlerin ne kadar duyarsız olduğunu çok açık bir şekilde gözler önüne seriyor. İşte yaşayan bir Sille’li, Sille hayranı Mehmet Yüca’nın bu konuda bize anlattıkları:-‘
Bu vadi tarihte ıhlara vadisi ile birlikte anılıyor. Ama ne acıdır ki Türk araştırmacılar bugüne ne yazık ki hiçbir ciddi çalışma yapmamışlar. Yabancı araştırmalar ise maalesef çokçok çok şeyler yazmışlar. Kitaplar basmışlar.. Bir gün dönemin Kültür Bakanı Agah Oktay Güner Fransa’ya gider. Fransa dönüşü makamında bu ülkeden aldıklarını açarken masanın üzerine de bir Sille kitabı koyar. Bunu görenler şaşırırlar.-‘ Bu ne sayın bakanım?’ derler .Agah Bey’de Fransızların matbuatta özellikle tazminat sonrası ile ilgili olarak matbuatta çok ileri olduklarını söyleyerek-‘ Kadim Rum yerleşim merkezi olarak bu yöre hakkında pek çok makale ve yazının olması ilgimi çekti aldım’ der. Maalesef bölgede yıllar önce de Alman ve Fransız arkeologlar çok çalışma yapmışlar. Bizde ise yakın tarihte Sille ile ilgili çalışma yapan ve bizleri yazan sadece Sayın Hasan Özönder Bey ile Sayın Yusuf Küçükdağ olmuştur’ diyor. Diyor ve derin bir offffffffffffff çekiyor.
ÇOK İYİ KOMŞULAR AMA TÜRKLER İLE RUMLAR BİRBİRLERİNE KIZ ALIP VERMİYORLAR
Tarih boyunca kavga etmeden küsmeden, aksine görülmemiş şekilde birbirleri ile kapı komşuluk yapan yerli Sille halkı dini Ortodoks Hıristiyan olan Rum’lar ile aralarında böylesine mükemmel bir bağın oluşmasını ise bu iki dağın arasında ki vadinin ılıman yumuşak güzel havasına bağlıyorlar. Evet deden toruna kulaktan kulağa geçen bunca hikaye ve hatırada görülüyor ki Silleliler ile Rumlar birbirlerinden kız alıp vermiyorlar. Bunun tarihte yaşanmış duyulmuş bir tek örneği dahi yok. Merak ediyoruz soruyoruz.-‘ Bunca geçen yılda onca rastlanmamış dostluğa rağmen bu mahallelerde gençlik ateşi ile yanan aykırı bir Leyla ile mecnun hiç mi çıkmamış? … Evet yaşayan Silleler saatlerce dil döküp anlattıklarını hala anlayamamış olmamızdan dolayı hafifçe kızar gibi oluyorlar. Ama yinede kendilerine özgü muhabbetleri çerçevesinde üstüne basa basa bir kez daha tekrarlıyorlar;-‘ Demek ki hiç Leyla ile Mecnun çıkmamış. Dedelerimiz nenelerimiz anlatırlardı.Çocukluk da bile aynı oyunu oynar aynı çeşmeden su içerlermiş. Ama iş öyle aşık olmaya evlenmeye geldi mi kimse böyle bir şeyi ağzına almaya dahi cesaret edemezmiş’…
HİÇ BİR MÜSLÜMAN HIRISTİYAN HİÇ BİR HIRİSTİYAN DA MÜSLÜMAN OLMAMIŞ
İşte bu cümleler bize böylesine sıkı fıkı ilişkide bile din unsurunun iki ayrı toplumun insanlarına bir yerde dur dendiğini ortaya çıkartıveriyordu. Yine yaşayan Silleliler tekrar tekrar açıkça ifade ediyorlar-‘ O zamanlar Sille’de 14 kilise 7 camii varmış. Camilerde Kurtuluş Cami, Subaşı Cami, Mezar Yakası Cami, Orta Mahalle Cami, Akcami, Karataş Cami ve Çay Camisi imiş.. Bilinen kiliseler ise Ak Manastır, Aghis Eileni Kilisesi, Çevrikler Kilisesi, Mezarlık Arkası, Hıdrellez Kilisesi, Aşağı Kilise, Kızıl Kilisesi.
Ama hiç kimse kimsenin dini inançlarına karışmaz, ilgilenmez, baskı yapmaz dahası aşağılamazmış. İnanılmaz bir inanç özgürlüğü, inanca saygı hoşgörü varmış. Tabii çocuklarda akılları erinceye kadar ne kadar sokakta birlikte olsalar da akşam eve geldikleri zaman analarından babalarından atalarından dinlerini kültürlerini ananelerini yaşam biçimlerini bizzat yaşarak ve onun doğru güzel olduğunu bilerek yetişiyorlardı’…
SİLLE RUMLARINDA FRANSIZ EGEMENLİĞİ
Sille’de yaşayan Rumlar her şeyleri ile Fransızların etkisi altında kalmışlar. Rumca ve Fransızca ana dilleri olmuş. Tabii yaşarken konuştukları dil ise Türkçe. Ama Sille’de eğitim veren Rüştiye mektebinin öğrencileri o zamanlarda bile üç dil öğreniyorlarmış. Fransızca, Rumca ve Türkçe. Sille Rumları Türkiye’den ayrıldıkları zaman ilk tercih ettikleri favori ülke ise Fransa imiş. Ayrıca bu yabancı etkinliği içerisinde yakın zamana kadar Sille’de Marsilya kiremidinin evlerin çatısında kullanıldığını öğreniyoruz.
SUYU GİBİ TAŞIDA KAYBOLAN SİLLE
Tarih boyunca su sıkıntısı çeken ama baraj yapılıncaya kadar suyu ile Konya’ ya sel baskınlarına sebep olan Sille’nin en büyük özelliği ise taşı. Yani yapılarda duvarlarda kullanabilecek her yerde ki taş… Sille taşı… Sille’de yapılan bütün evlerin yapılarında bu taşın kullanıldığı görülür. Yani temel taş sille taşıdır. Bu taş Sille’nin ocaklarından çıkarılan “kân” veya “Sille taşı” diye anılan Dasit ve trakitli bir taştır. Bu taşı sadece Sille yapılarında değil Selçuklu döneminden kalan eserler başta olmak üzere pek çok çevre yapılarında da bol bol kullanıldığını görüyoruz. Taş örgüler, kireç derzlidirler. Ahşap malzeme, taş duvarlara hatıl, bağdadi kısımlarda ise ana malzeme olarak kullanılıyor. Sille’de bugün ayakta kalan bir ya da iki konak var diyebiliriz. Belki bundan sonra bir umut bu tür konaklar artabilir. Ama Sille taşına bugün hiç olmazsa Konya’da yeniden sahip çıkmak için bazı yetkililerin taşa bir el atmaları gerekiyor sanırım…
YA SİLLE MUTFAĞI NEREDE?
Suyu, taşı dedik de Sille halısını sille yemeklerini yazmadan geçer miyiz?. Sille’nin kendine özgü öyle yemekleri var ki bunu değil Türkiye’de dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız. Evet iddia ediyorum bulamazsınız. Gaziantep baklavasına Yunanistan sahip çıkabilir ama şimdi buradan soruyorum Sillelinin yüz yıldır kurup afiyetle yediği hatta parmaklarınızı bile yiyebileceğinizi iddia ettiğim kurma balığı (Gavinna) hangi ülkede var?. Sille’linin damak kültürü çok farklıdır. Gelin yine bir Sille yemeği olan ama midesine düşkünlerimizin çok iyi bildiği bir Sille yemeği ‘Rasto’… Çorba, suböreği (kıymalı veya peynirli…. Genelde gerçek Silleliler kıymalıyı tercih ediyorlar), dolma (biber, domates, patlıcan), tatlı (kadayıf veya baklava), sarma (yaprak sarması) pilav, hoşaf (üzüm veya kayısıdan yapılmış) ..,. Peki şimdi biz böyle bir tarihe ev sahipliği yapan burnumuzun dibinde ki Sille’nin hiç olmaz ise yemeğine sahip çıksak olmaz mı?.
SİLLE SUYUNUN TARİHİ YAZILIYOR
Bir zamanlar sularının Konya’ ya sel olarak bastığı daha sonra susuzluktan bağlarının kuruduğu bugün ise yine nerede ise tarihi sille bağlarının su… su… diye inlemeye başladığı Sille’de suyun tarihi kitaplaştırılıyor. Sille tarihinde Takacı suyu, çay suyu büyük çeşme hereke suyu da denilen ve vadinin tabanından beslenen su yıllar önce katırlarla eşeklerle oda yoksa sırtlarda kaplarla taşınarak evlere getirilirmiş.
SİLLE’DE SU 130 YIL ÖNCE HALKA PARA İLE SATILMIŞ
Günümüzden tam tamına 130 yıl önce Yuvanni Aga isimli bir Rum tarafından Sille’ye 18 kilometre uzaklıkta ki Yeşil Efendi suyu merkeze getirilmiş. Su getirilmesine getirilmiş ama bir şartla. Hem de Konya Sancağı ile yapılan resmi anlaşma ile su çeşmeden satılmak şartı ile. Yuvanni Aga isimli rum 4 çeşmelik suyu Ağlayan dağının güney batısında ki kaynak suyundan getirmek ister. Böyle bir şey hazırlıyor ama bunu için yapacağı masrafı geri alıncaya kadar halka para ile satmak şartını ileri sürer. Bunun için Konya sancağı ile resmi anlaşma yapar. Yine kulaktan kulağa gelen anlatılanlara göre Yuvanni Ağa suyun parasını tamamen almadan ölüyor. Çocukları ise maddi durumları çok iyi olduğu için artık suyun parasını almaktan vazgeçiyorlar.
SU DİRHEM NAHİYESİ
Sille’nin o tarihlerde Su dirhem nahiyesi ile Konya Sancak ile yapılan resmi anlaşması bile varmış. Bu su dağlardan tüneller kazmak sureti ile tüneli kazarken de 5- 6 yerde çalışanların nefes alabilmeleri için havalandırma deliği açmak şartı ile gerçekleştirilebilmiş.. Yakın zamana kadar dağın bazı noktalarında bu havalandırma delikleri de duruyormuş. Bu su 20 yıl bölgedeki Rumların su ihtiyacını karşılamış. Sitefan suyunun çeşmesi ise hala yıkılmamış yıpranmış çok hasar görmüş ama hala ayakta kalabilmiş.
RUMLAR SİLLELİLERİ KIZDIRINCA OSMANLI BANKASINDAN 1000 LİRA BORÇ PARA ALINIR
Sille Belediyesi Türkiye’nin ilk belediyeleri arasında yer alıyor. Sille belediye olduktan sonra susuzluktan dolayı Rumlar Türk Müslüman Silleliler ile dalga geçmeye başlıyorlar. Bu dalga geçme durumu Sillelilerin ağırına gidiyor. Poçanoğlu Hacı Alim Efendi gibi bir kısım eşrafın ileri gelenleri Pazar yerinde toplanıyorlar ve su getirmek için Osmanlı Bankasından bin lira borç para alınmasına karar veriyorlar. Bu parayı da yapılan yazışmalardan sonra alıyorlar. Bu para su getirmek için kullanılacaktır. Ağlayan dağının ön kısmından manastır suyu diye biliniyor. Dağı delerek suyu getiriyorlar. Su bu kez 350 metreden getiriliyor.Bu insanlar tekrar toplanıyorlar Hacı Ayta Ağa, Hacı Kamber gibi Silleliler yani maddi durumları iyi olanlar 60 sarı altın veriyorlar halk kadın kız altınlarını küpelerini hatta Silleliler için çok önemli olan sandıklar para karşılığı satılıyor. 1000 lira para toplanıyor ve Osmanlı Bankasından toplanan para gerisin geriye ödeniyor. Çeşmeler satın alınıyor. Sille’de böylece e 34 sebil oluşuyor. Bu sebillerin bugün için 25 tanesi ayakta.kalmış durumda.,
Kitabın yazılması için harekete geçen ve fırsat buldukça Suyun kitabını yazmaya başlayan Mehmet Yüca o zamanlardan bugüne Sillelinin suyun önemini ve sıkıntısı çok iyi bildiği için bir gram suyu bile boşa götürmediğini söyleyerek:
-‘O zamanlarda yaptırılan çeşmelerin arkalarında 3’e 3, 2 ye 2 metrekarelik hazneler vardır. Bu akan suların boşa gitmeyerek bu haznelerde toplanmasına yaramaktadır.’diyor
RUM ASPASİYE FERYADI BASIYOR: ‘NE YAPTINIZ BİZİM MEMLEKETİMİZE’
On yıllarca Rumların ve Türklerin kardeşçe yaşadığının en güzel örnekleri çok yakın bir zamanda Sille’de yaşanır.Bu konuda bize adeta ders veren Silleli Mehmet Yüca hala unutamadığı ve anlatırken bile gözyaşlarına engel olamadığı bir hatırasını anlatır.
-‘Bir gün kahvehanede oturuyorduk. Taksiden bir kadın indi. Etrafına şaşkın şaşkın bakıyordu. Yabancı olduğunu anlayınca yerimden kalktım ve ona doğru yürüdüm. Çok güzel bir Türkçe ile bana Okku Ana’ yı sordu. Tam tarif edecektim ki Okku ana iki büklüm olmuş hali ile yavaş yavaş bize doğru geliyordu. Yabancı kadın bir anda o tarafa doğru kafasını çevirdi. Okku Ana kara çarşafını başına dolamış tek gözü açıkta bize doğru güçlükle geliyordu. Yabancı kadın bir anda elindeki çantayı yere fırlatıp “Okkuuuu” diye bağırdı. O ikisinin birbirine sarılmasını bir görecektiniz. Ağlaştılar. Bu arada kadın bize sert bir şekilde çıkıştı –‘Ne yaptınız bizim memlekete’…Evet bu kadının kim olduğu daha sonra öğreniliyor. Sille’de doğan, Sille’de büyüyen ve Yunanistan’da Atina Üniversitesi’nde öğretim üyesi olup kürsüsü bulunan Aspasiya hocadır… Bu Aspasiya Hoca Okku ana ile aynı yıl doğmuşlar aynı mahallede büyümüşler, aynı yaşta genç kızlıklarını yaşamışlar… Takiii Sille’yi terk edip ailesi ile Yunanistan’a gidinceye kadar..
PEKİİ BİR DÖNEM NÜFUSU BİLE KONYA’DAN BÜYÜK OLAN SİLLE NİYE BU HALE GELDİ?
Şimdi böylesine güzel Sille hatıralarını dinlerken insanın aklına hemen-‘Sille’ye ne oldu da birden kaderine terk edildi?’… Gelin bu sorunun cevabını da Sillelilerden alalım…
-‘Sillenin bu hale gelmesinde en büyük etken lokomotif (trenin)gelmesidir. Pazar olarak (Ticaret yapılan yer anlamında söylüyorlar) artık trenin kullanılacak olması yüzünden buradaki Rumlar ve Türkler Güllükbaşı’na, Tarlabaşı gibi o dönemin en güzel mahallelerine gelip yerleşmeye başlıyorlar.
İkincisi ise Büyük mübadelede Yunanlıların ve Türklerin karşılıklı olarak ülkelerine verilmeleri
Üçüncüsü ise Sillede ziraat yok sadece bağcılık fenercilik semercilik gibi el sanatları yapanlar kaldı. Bizde sadece yaban ayında (Sonbahar ayı kastediliyor) insanlar Silleye dönmeye başlarlar. Bugün ise zaten Sille asıllı 15-18 aile kalmış durumda imiş..
BUGÜNKİ GENÇ SİLLELİLER
ŞİMDİ DAHA BİLİNÇLİ
Özellikle Sile tarihinin günümüzde daha çok dillendirilmesi basında Sille haberlerinin yer alması yetkililerin de bölgedeki tarihi eserlere sahip çıkma gayretleri son yıllarda yeniden Sille heyecanını uyandırmaya başladı. Yılda bir defa da olsa Sille’de düzenlenen etkinliklerin yanı sıra genç nesil atalarının toprakları üzerinde özellikle iman konusunda yeni yeni yatırımlar düşünüyorlar. Bu yıl düzenlenen Sille etkinliklerinin sponsoru iş ve spor dünyasının saygın ismi Mehmet Soylu öz be öz Silleli baba dedesi Kadıların Ahmet Soylu ve anne dedesi Bostancı Mehmet Kolcu ile iftihar ederken:-‘ Şimdi bizler atalarımızın topraklarının kıymetini çok daha iyi anlıyoruz. Ve şimdi Konya’da yaşayan Silleliler olarak şunu da biliyoruz ki-‘ Çok yakın gelecekte sillelilerin yeniden bu bölgeye dönmeleri ile burası eski nüfusuna yenirden kavuşacak ‘diyor…
……………
Meşhur Sille Türküleri (Uşşak)
Hey heeeeey
Şu Sille' nin aman sokakları sekili aman
Pencerede gül karanfil ekili aman
Kimler olsun nazlı yarin vekili aman
Dolan da gel haydi boylarına bakayım aman
Aman aman neler olacak
Meram' daki bağlar bizim olacak
Hey heeeeey
Şu Sille'nin aman yaylaları yokuşlu aman
Dağları elvan elvan nakışlı aman
Güzelleri geliyor ceylan bakışlı aman
Dolan sallan haydi boylarına kurban olayım
Aman aman neler neler olacak
Meramdaki bağlar bizim olacak
Türbe önündeki evler bizim olacak
Ahmet Özdemir
……….
Sille
Şu Sille'den bir gece geçtim görmedim
(Hey aman aman)
Acı tatlı sular içtim ölmedim
(Hey aman aman)
Ben o yarden vaz mı geçtim geçmedim
(Hey aman aman)
Şu Sille'nin çelenleri kamıştan
(Hey aman aman)
Vallah haberim yoktur benim bu işten
(Hey aman aman)
Şu Sille'nin çelenleri tahtadan
(Hey aman aman)
Ben istemem patlak başlı softadan
(Hey aman aman)
Evlerinin önü iğde ağacı
(Hey aman aman)
Dökülür yaprağı kalır ağacı
(Hey aman aman)
Nedir hey sevdiğim bunun ilacı
(Hey aman aman)
İbrahim Berberoğlu
0 defa okundu...









İHSAN KAYSERİ

